Hoş geldiniz!

Dün bilmedikleriniz için
artık Seturday’desiniz!

Trendy, Gurme, Adventurist ve
daha fazlası. Kategorinizi
seçin, rotanızı belirleyin!

arrow1

Gezilerini sizler için
kaleme aldılar.

arrow2

Merak uyandıran ve arzulanan
rotalar, elbette çok okunurlar!

arrow3

Merak ettiklerinizi deneyimleyenlere,
bir bilene sorun.

arrow4

Nereleri görmek istersiniz?
Siz Bucket List’inizi hazırlayın,
tur bilgileri bizden.

arrow3
Yazı Gönder

Sen de Seturday yazarı ol,
yayınlanan her yazı için 150 TL kazan!

Puan Kazan

Seturday’in aktif üyelerinden biri ol,
hem dünyayı keşfet hem de puan topla,
topladığın puanlarla hediye
kazanma şansını yakala!

Gittiğim Yerler

Listenizde bu şehir bulunuyor...
Tekrar ekleyemezsiniz!!

Gittiğiniz yerleri seçerek diğer gezginlerle tecrübelerinizi paylaşabilirsiniz.

    Hesabım sayfasından daha sonra gittiğiniz yerlere ekleme yapabilirsiniz! Keyifli keşifler!

    İleri

    İlgi Alanlarım

    YEMEK

    SANAT

    TARİH

    ALIŞVERİŞ

    DOĞA

    İŞ

    KEŞİF

    KÜLTÜR

    Seyahat amacınızı işaretleyin, diğer kullanıcılarla deneyimlerinizi paylaşın!

    Bucket List oluşturabilmeniz için üye olmanız veya giriş yapmanız gerekmektedir.

    Üye Ol Giriş Yap Kapat

    Bucket List Oluşturun

    Gitmediğiniz ama gitmeyi çok istediğiniz şehirler sizi bekliyor! Tek yapmanız gereken bu şehirleri seçmek ve “gitmeye hazırım” demek. Biz de gitmeyi hayal ettiğiniz şehirlere ait turlarla ilgili size bilgi verelim.

    Listenizde bu şehir bulunuyor...
    Tekrar ekleyemezsiniz!!

      Bir Bilene Sor

      Gideceğiniz şehri yazın, o şehri daha önce gezen ve iyi bilen kullanıcılardan tavsiyeler alın.
      • Bir Bilene Sor
      • Bucket List
      • Yazar Ol Giriş Yap

      Bir Sınır Kadar Yakın, Yüzyıllar Kadar Uzak: İran

      Ülkemizin doğu sınırıyla kadim topraklarına yaslandığımız, görkemli uygarlıklara ev sahipliği yapmış, hattın, şiirin, bir zamanlar şarabın ve Hayyam’ın ülkesi, doğunun harikalar diyarı: İran…

      Bir Sınır Kadar Yakın, Yüzyıllar Kadar Uzak: İran
      Selmin Kuş
      Trendy

      16.10.19

      Bizim 2019’un sonlarına yaklaştığımız şu aylarda, İranlılar 1398 yılını yaşıyor. Aramızda yüzyıllar var gibi görünse de, aslında aramızda olan sadece ön yargılarımız, baskıcı politikalar, siyasi rejimler ve dünya medyasının kara propagandası…Ne yazık ki 1979 yılından bu yana dünyaya perdelerini kapatmış, kendi içine dönmüş bir ülke İran. Hükümet politikaları ve medyanın karalamaları bir araya gelince birçok insan için gitmek bir yana dursun, korkulan, uzak durulan bir konumuna gelmiş bu cânım ülke. İflah olmaz maceraperest gezginler için bile! Ancak, son yıllarda sosyal medyanın etkisi ve gezginlerin deneyimleriyle bu perdeler aralanmaya başladı.Aradaki bu ön yargıları kaldırmak, doğrusunu okuyup öğrenmek, bu cânım ülkeyi gidip görmek, asırlık komşusu olarak öncelikle bizim görevimiz ve hatta borcumuz. Tarih boyunca kendisinden dil, kültür, sanat, din vb. o kadar çok şey öğrenmiş, kendimize katmışız ki saymakla bitmez. İlber Ortaylı’nın dediği gibi “Türkiye’den çıkınca ilk görülmesi gereken yer İran’dır. Bunun nedeni de çok basittir: İran’ı anlamadan Türkiye’yi anlayamazsınız.”

      Kendi kültürümüzü, nereden gelip nasıl yol aldığımızı anlamak için bile, tüm engellere rağmen gidilmesi gereken bir ülke İran.

      Eylül ayının son günlerinde Tahran-Kashan-İsfahan hattı boyunca yol aldım beni benden alan bu ülkede. Yalnız bir kadın gezgin olmanın verdiği özgürlük duygusu hiçbir şeyde yok! Ancak bazı ülkelerde ve bazı durumlarda zorlukları da yok değil. İran’ın tek başına bir kadın gezgin olarak beni zorlayan tek yönü, çöl sıcağında başörtüsü takma zorunluluğuydu. Onun dışında şeriatla yönetilen bir ülkede çok daha zor durumlar yaşayabileceğimi göze alarak gitmiştim. Ama inanın sokakta, alışverişte, takside, insanlar o kadar yardımsever, hoşgörülü ve saygılıydı ki rahatsızlık duyacağım hiçbir şey yaşamadım.

      İlk Durak Tahran

      İlk durağım Tahran’dı. Gülistan Sarayı’nı ayrı tutarsak Tahran’a 3 gün ayırdığım için pişmanım. Diğer şehirlerin güzelliklerini gördükten sonra, Tahran’ın kalabalık, kaotik bir başkentten öte olmadığının farkına vardım. Gülistan Sarayı’na ise şiirler, methiyeler yazabilirim. Öyle ki eğer bir şansım olsa Gülistan Sarayı’nın duvarlarına gömülmek isterdim. Ölüm fikri bile güzel geldi sarayın avlusunda büyülenmişçesine dolaşırken.

      Hükümet istediği kadar 1389 yılını dayatsın, başkentli gençlerin çoğu birkaç dil bilen, dünyanın pek çok ülkesini görmüş, okuyan, düşünen insanlar. İstemeyerek, gönülsüzce saçlarının yarısını açıkta bırakacak şekilde taktıkları mecburi başörtüsünün altından yeşil, mor saçlar, piercing ve küpeler görünüyor. İranlı kadınların abartılı makyajları ve estetikli yüzlerini baskıya inat, boyun eğmeme çabası olarak izledim ve bir an önce özgürlüklerine kavuşmaları için dua ettim.

      İkinci Durak Çöl Şehri Kashan


      İkinci durağım İsfahan ile Tahran’ın ortasında kurulmuş küçük bir çöl şehri: Kashan. Çöl sarısı rengi kerpiç evleri, daracık sokakları ve eski konaklarıyla mutlaka görülmesi gereken bir şehir Kashan. Saray güzelliğinde eski bir konak olan adı da Saraye Ameriha olan bir otelde kaldım. Kaldım demek az gelir. Otelde Binbir Gece Masalları’nı yaşadım. Atmosferi, mimarisi, birbirine açılan havuzlu iç bahçeleri, her avluda çalan farklı müzikleri ve harikulade yemekleri ve sunumlarıyla tam bir masalın içindeydim. Gözlerinizi kapatıp Şehrazat’tan masallar dinleyeceğiniz bir gece için bile Kashan'a gitmeye değer.

       

      ​Son Durak Sonsuz Güzellik İsfahan

      Son durağım olan İsfahan’a sayfalar, günler ayırmak isterim aslında.


      İsfahan… Nıfs-ı Cihan (dünyanın yarısı) dedikleri bir şehir. Doğu’nun Rönesans’ını yaşamak isteyenler için her bir köşesinde bir hazine saklı. Şehrin tam ortasında tam anlamıyla gezmenin günlerinizi alacağı, nefes kesici tarihî eserlerle çevrili, dünyanın en büyük ikinci meydanı yer alıyor: Nakş-ı Cihan. Stendhal Floransa’daki sanat eserlerinin güzelliği karşısında etkilenip baş dönmesi, mide bulantısı gibi belirtileri olan bir rahatsızlık yaşar. Bir çeşit sanat eseri çarpması... Daha sonra bu durum psikoloji literatürüne Stendhal Sendromu olarak geçer. Yıllar ve yıllar önce üniversitede sanat tarihi dersi alıp tüm heyecanım ve gençliğimle Floransa’ya gittiğimde bunun ne demek olduğunu nefesim kesilerek etrafımı izlerken anlamıştım. Aradan çok yıllar, çok yollar, çok ülkeler geçti. Bir sanat eseri karşısında hissettiğim aynı vurgun hissini İsfahan’da yeniden yaşadım. Nakş-ı Cihan Meydanı’nın iç açıcı mavi mozaikleri, meydanı çevreleyen minarelerin ve kubbelerin ortadaki havuza yansıyan aksi, tıpkı bir Orta Çağ kentindeymişçesine meydanı turlayan at arabaları… Gerçekten başka bir zamandaydım. Ali Gapu Sarayı’nın basmaya kıyamadığım mozaik merdivenlerinden çıkarken, elbette 2019’da olamazdım. Chehel Sutun (Kırk Sütun) Sarayı’nın duvarlarındaki devasa boyutlu ve ilk günkü parlaklıklarını koruyan altı adet tablonun karşısında Doğu’nun Rönesansını yaşadığıma bir kez daha ikna oldum ve kendimi, duvardaki renklerin ve öykülerin anlattıklarına bıraktım.

      Eski bir Zerdüşt Tapınağı’nın üzerine yapılan Mescid-i Cameh, İran’ın en büyük camisi. Etkileyici kubbesinin altında hayatımda ilk kez bir kadından ezan dinledim. Kelimelerin yetersiz kalacağı bir deneyimdi. Sırf bunu bile yeniden yaşamak için İsfahan’a gitmeliyim.

      İran… Mehmet Uzun’un o enfes romanının adını en çok hak eden ülke: “Aşk gibi aydınlık, ölüm gibi karanlık”

      Makaleyi beğenebilmeniz için tarafınıza iletilen aktivasyon mailini onaylamanız gerekmekte.

      Kapat

      0

      Bu özelliği kullanabilmeniz için üye olmanız veya giriş yapmanız gerekmektedir.

      Üye Ol Giriş Yap Kapat

      Bu özelliği kullanabilmeniz için üyeliğinizi aktive etmelesiniz.

      Kapat

      Yorumlar (0)

      Yorum Yap

      İran hakkında ziyaret eden gezginlerden tavsiye almak için tıklayın!

      Bu Sitede, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Tamam