Hoş geldiniz!

Dün bilmedikleriniz için
artık Seturday’desiniz!

Trendy, Gurme, Adventurist ve
daha fazlası. Kategorinizi
seçin, rotanızı belirleyin!

arrow1

Gezilerini sizler için
kaleme aldılar.

arrow2

Merak uyandıran ve arzulanan
rotalar, elbette çok okunurlar!

arrow3

Merak ettiklerinizi deneyimleyenlere,
bir bilene sorun.

arrow4

Nereleri görmek istersiniz?
Siz Bucket List’inizi hazırlayın,
tur bilgileri bizden.

Gittiğim Yerler

Listenizde bu şehir bulunuyor...
Tekrar ekleyemezsiniz!!

Gittiğiniz yerleri seçerek diğer gezginlerle tecrübelerinizi paylaşabilirsiniz.

    Hesabım sayfasından daha sonra gittiğiniz yerlere ekleme yapabilirsiniz! Keyifli keşifler!

    İleri

    İlgi Alanlarım

    YEMEK

    SANAT

    TARİH

    ALIŞVERİŞ

    DOĞA

    İŞ

    KEŞİF

    KÜLTÜR

    Seyahat amacınızı işaretleyin, diğer kullanıcılarla deneyimlerinizi paylaşın!

    Bucket List oluşturabilmeniz için üye olmanız veya giriş yapmanız gerekmektedir.

    Üye Ol Giriş Yap Kapat

    Bucket List Oluşturun

    Gitmediğiniz ama gitmeyi çok istediğiniz şehirler sizi bekliyor! Tek yapmanız gereken bu şehirleri seçmek ve “gitmeye hazırım” demek. Biz de gitmeyi hayal ettiğiniz şehirlere ait turlarla ilgili size bilgi verelim.

    Listenizde bu şehir bulunuyor...
    Tekrar ekleyemezsiniz!!

      Bucket List kaydınız başarıyla gerçekleşti. Müşteri hizmetlerimiz size en yakın zamanda ulaşacaktır.

      Bir Bilene Sor

      Gideceğiniz şehri yazın, o şehri daha önce gezen ve iyi bilen kullanıcılardan tavsiyeler alın.
      • Bir Bilene Sor
      • Bucket List
      • Giriş Yap

      Şevket Çoruh: Ustaların İzinde Bir Çırak

      Sinema ve tiyatroda sayısız karaktere hayat veren Şevket Çoruh’la yeni açtığı Baba Sahne’yi, projelerini ve seyahat hayallerini konuştuk.

      Yetim hissetmemek için tiyatronun adını Baba Sahne koyduğunuzu söylüyorsunuz. Peki sizce Türk tiyatrosu yetim mi?

      Zaman zaman öyle tabii ki. Birçok arkadaşımız kurumsal tiyatrolardan atıldılar, sürüldüler. Onun haricinde beni kışkırtan şey de şu oldu: Yıllardır metruk halde kaderine bırakılan bir Atatürk Kültür Merkezi var. Yani Taksim’in hatta İstanbul’un en güzel meydanlarından birinde bulunan tiyatroseverin, müzikseverin, opera ve baleseverin geldiği, oyunları zevkle izlediği bir yerdir. Şimdi son 15 senedir kendi durumuna bırakılmış durumda. Muhammer Karaca Tiyatrosu keza öyle ki ben orada birçok oyun oynadım. Bunlar da kışkırttı bizi. Bunlar bu işi yapmaya iten sebeplerden biriydi.

      “Tapu dairesine gittiğimizde böyle bir sürprizle karşılaştık. Çok enteresan geldi. ‘Burası bir tiyatro binasıdır.’ cümlesi bizi çok etkiledi.”

      Sahneniz tapuda tiyatro olarak kayıtlı. Bunun önemi nedir? Sahnenin tarihçesini dinleyebilir miyiz?

      Bunun önemi şu; normalde böyle belgelerde dükkân vb. şeklinde adlandırılan mekânlar içerisinde “Burası bir tiyatro salonudur.” şeklinde bir tanımla karşılaşmıyorsunuz. Tapu dairesine gittiğimizde böyle bir sürprizle karşılaştık. Çok enteresan geldi. “Burası bir tiyatro binasıdır.” cümlesi bizi çok etkiledi. 1967 senesinde Mustafa Kemal Ekşioğlu yani binayı yapan Yıldırım Önal hayranı olduğu için ona bir tiyatro hediye etmek istiyor ve Özel Kadıköy Tiyatrosu olarak 1967 yılında açılıyor. 1970’e kadar Yıldırım Önal oynuyor, arkasından Abdurrahman P alay, arkasından Nezih Tuncay, İl Tiyatrosu diye bir tiyatro kuruyor ve burada oyunlar oynuyorlar. Arkasından Ani İpekkaya, Çetin İpekkaya tiyatrosu oluyor. 80’lerde sinemaya dönüştürülüyor. Daha sonrasında burası atari salonu, depo yani amacı dışında başka başka şeylere hizmet etmeye başlıyor. Hüseyin Avni Danyal ve Zafer Perver burada tiyatro yapmaya çalışıyorlar. Biz de bir mekân arıyorduk nerede tiyatro yapabiliriz diye seçeneklere bütçemiz dahilinde bakıyorduk ve buranın satılık olduğunu öğrenince hemen devreye girdik, kredi ve diğer uğraşlar sonucunda burayı satın aldık.

      “YÖK’e de sesleniyorum, konservatuvarlarda tiyatro tarihi, mim, pandomim, eskirim, fonetik diksiyon gibi derslerin yanında mutlaka inşaat ve inşaat mühendisliği gibi dersler koyun, inanın çok yararlı!”

      Kolay bir süreç olmamış. Bu süreçte sizi en çok zorlayan şey neydi? Zaman zaman vazgeçmeye yaklaştığınız anlar oldu mu?

      Bu soruyu soruyorlar ama özüne baktığımızda tabii ki vazgeçmemeliyiz. İşimizin çok dışında bir olay bu. İnşaat burası. Mimari disiplinleri olan bir durum. Şu ana kadar mesleğimizle ilgili olmayan birçok şeyi öğrenmek zorunda kaldık. Demir, kum, çimento, ahşap, elektrik malzemesi, kablolar, kapı kulpları, anahtarlar, hafriyatlar, binlerce teknik öğrendik. O yüzden kesinlikle tüm konservatuvarlara mutlaka mimari, inşaat, inşaat mühendisliği konularında dersler konulmasını rica ediyorum! Lütfen buradan YÖK’e de sesleniyorum, çok gerekli çünkü. Yalnızca tiyatro tarihi, mim, pandomim, eskirim, fonetik diksiyon gibi derslerin haricinde mutlaka inşaat ve inşaat mühendisliği gibi dersler koyun inanın çok yararlı!

      Sahne açıldı. İlk olarak hangi oyunla başlayacaksınız?

      Burada birçok oyun oynanacak. Bir repertuvar tiyatrosu gibi düşünün. Günay Karacaoğlu’nun oynadığı, Murat İpek’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği Aşkölsün oyunu ile başlıyoruz 14 Nisan’da. Arkasından Murat Akkoyunlu ve benim oynadığım Emrah Eren’in yönettiği Baba Hamlet oyunuyla devam edecek Mayıs başında. Tiyatromuzda konserler, dinletiler, oyunlar, dışardan gelen misafir oyunlar ve birçok etkinlik olacak.

      “Burada olmak isteyen herkese yer var (…) binlerce kişiye kapımız açık.”

      Sonrası için Baba Sahneye özel bir tiyatro topluluğu kurulacak mı?

      Zaten böyle bir topluluğumuz var. Yıllardır bizimle olan, aynı okuldan mezun olduğumuz, tiyatro dışında sinema ve dizilerde beraber çalıştığımız arkadaşlarımız; burada olmak isteyen herkese yer var. O yüzden bizim bir kadromuz yok. Şehir Tiyatrosu’ndan, Devlet Tiyatrosu’ndan emekli olmuş abilerimiz, binlerce kişiye kapımız açık.

      Baba Sahneyi Dünya Tiyatrolar Günü’nde satın aldınız...

      Özellikle almadık onu söyleyeyim. Çarşamba gününe kredi yetişmedi. Aslında Çarşamba günü alacaktık. 25’inde alacaktık. Cebimizde para yetişmeyince Tapu Dairesi’ne 27’sinde gitmek zorunda kaldık. Özellikle yapılan bir tesadüf değildi ama güzel oldu.

      “Baba Sahne’yi açtık. Önümüzdeki hedefimiz şu; Avrupa yakasında Ana Sahne isimli bir sahne açmak.”

      Açılışı Savaş Dinçel’in doğum gününde yaptınız. Güzel, anlam dolu süreçlerden geçti Baba Sahne. Bundan sonraki süreçte siz gelecek için sahneyi nerede hayal ediyorsunuz?

      Yalnız ben düşünemem bunu. Tek başıma cevap veremem. Yönetmen arkadaşlarımız var, müzisyen arkadaşlarımız var, sanat danışmanımız Ragıp Yavuz var, müzik danışmanımız Can Şengün var. Arkadaşlarım İlker Ayrık, Mustafa Üstündağ, Günay Karacaoğlu var. Hepimizin hayalleri için var burası. Burayı yaptık önümüzdeki hedefimiz şu, Avrupa Yakası’nda Ana Sahne isimli bir sahne açmak. Böyle bir mekân bulursak ya da kurtarabileceğimiz eski bir tiyatro sinema salonu varsa fabrika ayarlarına geri döndürmek istiyoruz.

      Açılışta Müjdat Gezen size Tuluat Fesi’ni hediye etti. Sizin için ne ifade ediyor?

      Kel Hasan’dan günümüze kadar gelen bir tuluat fesi. Münir Özkul, Müjdat Gezen’e devrediyor, ondan da bize geldi. Bizim için çok geleneksel anlamlı bir hediye. Açıkçası bana verilmiş olarak düşünmüyorum, bize genç kuşağa, tiyatromuzda emek veren birçok oyuncuya teslim edildiğini düşünüyorum. Tek başına bunun sorumluluğunu almak istemem açıkçası. Çok yeni aldığım için üzerine çok konuşamıyorum. O yüzden siz kime devredeceksiniz demeyin, daha yeni on gün oldu diyorum.

      “Çok sevdiğimiz dramatik oyunlar ve filmler olduğu gibi komedi tarafı da oldu. Bu bizim tasarrufumuzda olan şeyler değil daha çok yapımcıların tasarrufuna bağlı.”

      Karşılaştırma yapacak olursak dram mı yoksa komedi mi sizin için ağır basıyor?

      İkisi de ayrı keyifli ve güzel. Tabii gülmeyi daha çok seviyor insan. Arasında tercih yapamıyoruz çünkü oyuncuyuz. Çok sevdiğimiz dramatik oyunlar ve filmler olduğu gibi komedi tarafı da oldu. Bu bizim tasarrufumuzda olan şeyler değil daha çok yapımcıların tasarrufuna bağlı. Gelen teklifler üzerinden şekilleniyor. Ama şöyle bir durum var çok dramatik filmlerde oynadığımız gibi komedi filmlerinde de yer alıyor ve çok eğleniyoruz. Herhalde Çakallarla Dans da, Arka Sokaklar gibi yıllarca devam edecek gibi duruyor. Dördüncüyü çektik beş, altı gidecek. Onuncuya kadar oynarım dedim sonra oynamam dedim ama böyle uzuyor.

      Bir kıyaslama yapmanızı istesek tiyatro, dizi ya da sinemaya oyunculuğu desek, hangisini seçerdiniz?

      Bir fırına gidip şöyle demek gibi geliyor “Francala ekmek mi satmak hoşunuza gidiyor, poğaça mı, çavdar mı?” bu soru nedense bizim mesleğimize özgü. Bunların arasında ayırt etmek olamaz herhalde.

      Bu kadar yoğun temponun içerisinde seyahat etmeye vakit ayırabiliyor musunuz?

      Kesinlikle ayıramıyorum. Böyle bir vakti bulamıyoruz.

      Tatil yapabildiğiniz zaman yurt içi veya yurt dışında sevdiğiniz özellikle gitmekten hoşlandığınız yerler var mı?

      Valla gidersem hoşlanacağım. Hiç gitmediğim için. Yani çok enteresan seyahat edebilen bir insan değilim. Çok istiyorum güzel ama şimdiye kadar kaç kere yurt dışına çıktınız derseniz bir kere gidebildim. Çünkü Eylül ayından Haziran ayına kadar dizi çekiyorsunuz. Dizilerin bir sinema filmi uzunluğunda süreleri var. Haftanın altı günü zaten dizidesiniz. Geri kalan bir günde de eşinize, dostunuza, çocuğunuza vakit ayırmaya çalışıyorsunuz. Onun haricinde tiyatro yapıyorsunuz, sinema yapıyorsunuz ki artık sinema filmleri yazın çekiliyor. O yüzden vakit bulamıyorum. Mesela şöyle seyahatler yapıyorum. Anadolu Hisarı’na gidiyorum çok sık. Çünkü evim orada. Sonra tiyatroya gidiyorum, trafiğe takılmadan. Mesela İstanbul sahilleri çok hoş gerçekten. Arada Büyükada’ya gidiyorum seyahat olarak. Özellikle Arnavutköy’de balık yemeyi, rakı içmeyi çok seviyorum. Kuzey Ormanları var mesela biliyorsunuz. Günübirlik Şile, Ağva var. Çok hoş oluyor onlar.

      “Dünyanın ilk tiyatro salonlarını, hepsini gezmek isterim.”

      Yurt dışında görmeyi istediğiniz bir destinasyon var mı?

      Valla dünyanın her yerini merak ediyorum açıkçası. İnşaat sürecinde tiyatro mimarisini çok araştırdım. Şöyle bir tur yapmak isterim, dünyada ilk yapılmış tiyatro salonlarını ki Türkiye’de birçok medeniyete ait amfitiyatro mevcut, bunların hepsini gezmek isterim. Kimler neler yapmış. Tiyatro binaları, mimarileri, Avrupa tiyatroları, Amerika tiyatroları, dünyanın birçok şehrinde açılmış simge tiyatrolar üzerinden tarihleri, hikâyeleri şeklinde belgesel niteliğinde doyurucu nitelikli bir gezi yapmak isterim. Ben bu projemi niye anlattım burada ya!

      Peki bu ilgi Baba Sahne’nin yapımıyla mı başladı yoksa önceden de böyle bir merakınız var mıydı?

      Tabii ki çok merak uyandırıcı değil mi? O kadar özene bezene yapmış ki insanlar o binaları. Muhteşem binalar. Türkiye’deki birçok şehirde amfitiyatroları görüyorsunuz, inanılmaz mimarileri var. Çok önem vermişler. O yüzden de dünyanın her tarafında yapılmış tarihlerine göre sıralanmış bu baş yapıtları görmek isterim.

      “Bir şeyi sevdiğiniz için daha çok bilirsiniz.”

      Son sorumuza gelelim. Çok okuyan mı çok gezen mi bilir sizce?

      Bence ikisi de değil. Hayatı seven bilir. Yani çok seven daha çok bilir bence. Gezmenin ya da okumanın ölçüsünü belirleyemezsiniz. Ama bir şeyi sevdiğiniz için daha çok bilirsiniz. Onun hakkında daha deneyimli olursunuz. Sorunun cevabı çok seven bilir kesinlikle.

      Makaleyi beğenebilmeniz için tarafınıza iletilen aktivasyon mailini onaylamanız gerekmekte.

      Kapat

      Bu özelliği kullanabilmeniz için üye olmanız veya giriş yapmanız gerekmektedir.

      Üye Ol Giriş Yap Kapat

      Bu özelliği kullanabilmeniz için üyeliğinizi aktive etmelesiniz.

      Kapat

      Yorumlar (0)

      Yorum Yap

      Bu Sitede, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Tamam