Hoş geldiniz!

Dün bilmedikleriniz için
artık Seturday’desiniz!

Trendy, Gurme, Adventurist ve
daha fazlası. Kategorinizi
seçin, rotanızı belirleyin!

arrow1

Gezilerini sizler için
kaleme aldılar.

arrow2

Merak uyandıran ve arzulanan
rotalar, elbette çok okunurlar!

arrow3

Merak ettiklerinizi deneyimleyenlere,
bir bilene sorun.

arrow4

Nereleri görmek istersiniz?
Siz Bucket List’inizi hazırlayın,
tur bilgileri bizden.

Gittiğim Yerler

Listenizde bu şehir bulunuyor...
Tekrar ekleyemezsiniz!!

Gittiğiniz yerleri seçerek diğer gezginlerle tecrübelerinizi paylaşabilirsiniz.

    Hesabım sayfasından daha sonra gittiğiniz yerlere ekleme yapabilirsiniz! Keyifli keşifler!

    İleri

    İlgi Alanlarım

    YEMEK

    SANAT

    TARİH

    ALIŞVERİŞ

    DOĞA

    İŞ

    KEŞİF

    KÜLTÜR

    Seyahat amacınızı işaretleyin, diğer kullanıcılarla deneyimlerinizi paylaşın!

    Bucket List oluşturabilmeniz için üye olmanız veya giriş yapmanız gerekmektedir.

    Üye Ol Giriş Yap Kapat

    Bucket List Oluşturun

    Gitmediğiniz ama gitmeyi çok istediğiniz şehirler sizi bekliyor! Tek yapmanız gereken bu şehirleri seçmek ve “gitmeye hazırım” demek. Biz de gitmeyi hayal ettiğiniz şehirlere ait turlarla ilgili size bilgi verelim.

    Listenizde bu şehir bulunuyor...
    Tekrar ekleyemezsiniz!!

      Bucket List kaydınız başarıyla gerçekleşti. Müşteri hizmetlerimiz size en yakın zamanda ulaşacaktır.

      Bir Bilene Sor

      Gideceğiniz şehri yazın, o şehri daha önce gezen ve iyi bilen kullanıcılardan tavsiyeler alın.
      • Bir Bilene Sor
      • Bucket List
      • Giriş Yap

      Sunay Akın: Gezgin Bir Şair, Gezgin Bir Anlatıcı

      Türkiye’nin ilk Oyuncak Müzesi’ni kuran, şair, edebiyatçı, doğuştan gezgin bir sanatçı Sunay Akın’dan oyuncakların, kültürün, edebiyatın yolculuğunu dinledik.

      “Kargoya veremezsiniz, bagaja koyamazsınız. Onları elimde, kucağımda, bir anne bir baba çocuğunu taşır gibi taşıyarak getirdim.”

      Türkiye’nin ilk oyuncak müzesindeyiz. Tüm dünyadan toplanan oyuncakların İstanbul’a seyahati nasıl oldu?

      Aslında oyuncak müzesi denildiğinde öncelikle arkeolog Musa Baran’ı anmalıyız. Musa hocamız İzmir’in Bademler köyünde bir oyuncak müzesi kuruyor. Daha doğrusu köydeki çocukların yaptığı oyuncaklarla evinin bir odasında onları sergiliyor. Sonra Bekir Onur hocamız Ankara Üniversitesi’nde yerli oyuncak tarihi üstüne çalışırken yerli oyuncak üreticilerinin elinde kalan oyuncakları topluyor. Ama müze dediğimizde eğer dünya oyuncak tarihi ve gerçekten oyuncak tarihinin doğru eserlerle anlatıldığı bir yer anlıyorsak evet, biz ilkiz bu konuda. Örneğin ilk oyuncak fabrikaları Lehman, Fleischman, Gunthermann, Marklin, Steiff ya da ilk bebek evleri bunların örneklerinin, oyuncak tarihinde doğru anlatmak için bir araya geldiği ilk yer İstanbul Oyuncak Müzesi. Almanya’nın Nürnberg kentinde Nürnberg Oyuncak Müzesi’ni görmüştüm. 1990’ların başı. Sonra oyuncak tarihine 5 yıl çalıştım. Bütün oyuncak müzelerini gezdim. Ve bir sanatçı olarak teliflerimle, oyunlarımla, kitaplarımdan gelen kazancımla oyuncak tarihinin değerli eserlerini satın almaya başladım. Bunları Türkiye’ye getirmek apayrı bir konu. Nasıl zor biliyor musunuz? Kargoya veremezsiniz, bagaja koyamazsınız. Onları elimde, kucağımda, bir anne bir baba çocuğunu taşır gibi taşıyarak getirdim. Hele ki porselen bebekler… Bu oyuncaklar pek çok hukukî prosedürü aşarak benimle beraber yolculuk yaptılar.

      Bunları koleksiyonerlerden gidip alıyorsunuz. Koleksiyoner ona çocuğu gibi bakmış, vedalaşacak. Önemli olan neden sattığı değil, neden sen? Niye sana satsın oyuncağı? Kızlarını istemeye gider gibi gidip aldım onları. Aradıklarını biliyorsun; ama aradıklarını nerede kimde bulacağın belli değil. Bu yüzden bir, madden tedarikli olmalısın; iki, onu ikna etmelisin. Hiç kolay olmadı. Ama Oyuncak Müzesi’ni kurduktan sonra hele ki Avrupa Müzeler Forumu ve Avrupa Müzeler Akademisi tarafından ödüllendirildikten sonra artık tercih edilen olduk.

      “Ben çocukluğumda hep haritalara bakardım, hâlâ bakarım. Parmağımla gezerdim bütün dünyayı.”

      “Sunay Akın kimdir sorusunun cevabı okur-yazardır.” diyorsunuz. Yazar kimliğinizin yanında aslında bir gezginsiniz de. Gezgin olmak hayatınızda ne kadar yer kaplıyor?

      Ben çocukluğumdan beri gezginim. Örneğin ben ilk deniz altlarını, okyanusların derinliklerini keşfederek yolculuğa başladım. Ben ortaokuldayken dalmadığım okyanus, deniz kalmadı. Hepsine daldım. Nasıl oldu biliyor musun? Kaptan Cousteau’nun dizisi başladığında ekran ile arama annemin çamaşır leğenini koyuyordum, içi su dolu. Dizi başladığında başımı suya daldırıp çıkarıp onun arkasından gidiyordum. Sonra haritalarda yolculuğa çıktım. Ben çocukluğumda hep haritalara bakardım, hâlâ bakarım. Parmağımla gezerdim bütün dünyayı. Sonra bir neden de kitaplarım. İlk edebiyat toplantılarına, edebiyat etkinliklerine katılmak için yurtdışına çıktım. 1990 yılıydı galiba, ilk gittiğim ülke Makedonya. Makedonya’nın ilk cumhurbaşkanı Kiro Gligorov’un Kosta Raçin anısına düzenlediği şiir etkinliğine davetliydim. Sonra bütün edebiyat etkinliklerine, tek kişilik oyunum ortaya çıkınca onunla turnelere, kitap fuarlarına, bir gezgin olarak müzelere gittim. Beni gezdiren hep hayallerim, kitaplarım oldu.

      “Amacım takvim yapraklarının arkasındaki şiirlere ulaşmaktı. Ben Türkçeyi böyle sevdim, Türkçeyi şiir okuyabilmek için öğrendim.”

      Edebiyatla olan ilişkinizin kişisel tarihinizde yoğun bir etkisi var. Yazıyla olan ilişkinizin temelleri nerelere dayanıyor ve bugün yazmanın ilhamı, motivasyonu sizin için nedir?

      Ben Türkçeyi çok sevdim. Benden bir yaş büyük olan ağabeyim okula başladığında ben evde yalnızdım. O okuldan gelince ders çalışırken ben hep onu gözlemledim ve kendi kendime okuma yazma öğrendim. Ama bunun kökeni duvardaki saatli maarif takvimi. Günü gösteren yaprakların arkasında şiirler yazılıydı. Annem akşam yemeğini ilk bitirene yaprağı koparıp şiiri okuyordu ve o şiir onun oluyordu. Ağabeyim okula başlayınca oyun bozuldu. Çünkü okuma yazma biliyor. Ben de öğrenmeliyim dedim. Amacım o takvim yapraklarının arkasındaki şiirlere ulaşmaktı. Ben Türkçeyi böyle sevdim, Türkçeyi şiir okuyabilmek için öğrendim. Bir de düşünsenize saatli maarif takvimleri antolojiydi. Bir güne bir şiir, 365 güne 365 şiir. Bugün kaç tane evin duvarında 365 tane şiir asılı? Herhalde beni okumaya edebiyata yönlendiren bu oldu. Hayatta 365 tane şiir yok ki. Dünya kuruldu kurulalı şiir yazılıyor. Onların hepsine ulaşma çabam benim.

      “Galiba ancak bir şairin yazabileceği düz yazılar çıkıyor benden.”

      Edebiyatın farklı türlerinde eserler ortaya koyuyorsunuz. Peki siz kendinizi edebiyat dünyasında nerede konumlandırıyorsunuz? Hangi türde yazmak size daha çok zevk veriyor?

      Hepsi. Ben biraz zoru seviyorum. Deneme dediğim tarz mesela… Aslında benim yazılarım deneme mi onu da tam olarak bilmiyorum. Örneğin Salah Birsel’in denemeleriyle Melih Cevdet Anday’ın denemeleri arasında çok fark var. Vedat Günyol’la Cemal Süreya arasında. Deneme çok zor bir uğraş. Yani edebiyat türü denilince önce şiir, sonra öykü, sonra roman gelir benim için. Piramidin tepesi şiirdir. Ama bana sorarsan şu anda deneme en zoru. Deneme denildiğinde ne anladığımızı ben çok anlamış değilim. Bizde her şeye deneme deniliyor. Bu biraz terzi işi gibi galiba. Ben Sunay Akın terzisi olarak kendime özgü bir model yakaladım galiba. Galiba ancak bir şairin yazabileceği düz yazılar çıkıyor benden.

      “Haritayı açıp ‘hangi kumaş parçası hangi ülkeye benzer’ diye oyunlar oynardım.”

      Çocukken babanızın terzi dükkânından topladığınız kumaşları ülkelere benzeterek ceplerinize doldurduğunuzu söylüyorsunuz. Çocukluk hayallerinizi gerçekleştirilebildiniz mi? Görmeyi arzuladığınız, henüz gitmediğiniz rotalar var mı?

      Öncelikle ben hâlâ çocuğum ve hâlâ hayal ediyorum, bitmiyor. Hâlâ kumaş parçalarını haritalara benzetiyorum. Babam terziydi ve attığı kumaş parçalarını toplar eve gelirdim. Haritayı açıp “hangi kumaş parçası hangi ülkeye benzer” diye oyunlar oynardım. O ülkelerin çoğuna gittim biliyor musun? Bunu edebiyatçı kimliğimle yaptım. Beni oraya Türkçe taşıdı. Benim o kadar çok yeri gezecek maddi gücüm, olanağım yok. Ama o kadar çok zenginim ki. Bana bu zenginliği veren ne? Türkçe, anadilim. Dünyanın en güzel dilidir. Benim yelkenlerim, hayallerim, rüzgârım Türkçe.

      Daha da gitmek istediğim yerler var tabii; ama benim seyahatlerim bir yer görmek için değil. Ben müzeleri seviyorum, kütüphaneleri seviyorum. Sahafları, antikacıları... Klasik anlamıyla bir gezgin değilim ben; dünyam çok farklı. Örneğin Paris’te Eiffel Kulesi’ni dördüncü beşinci gidişimde gördüm. Hiç de önemsemedim. Ama Paris’te görmek istediğim öyle çok yerler vardı ki… Onları araştırdım, keşfettim. İlk gittiğimde, Nazım Hikmet’in Saman Sarısı şiirinde sözünü ettiği, Paris’e götürülen ilk kestane ağacını aradım. Belediyeye gittim, sordum öğrendim. Mimar Haussmann’ın çalışmaları sırasında kesildiğini tahmin ediyorlar. Ben o ağacı görmeye gitmiştim aslında Paris’e. Kendi hayal dünyam, metafor dünyamla gidip o kentleri yeniden keşfetmek ve oradan başka bir yere sıçramak… Örneğin biliyorum ki Şilili yazar Pablo Neruda aslında adını Çek yazar Neruda’dan alıyor. Prag’a gittiğimde Çek yazar Neruda’nın evini buldum. Kapı numaraları yokmuş o yıllarda, armalar koyuyorlarmış. Kapısının armasında ne var biliyor musun? İki tane güneş. Sanki iki tane Neruda var olacak dünya edebiyatında der gibi iki güneş vardı kapıda. Ne müthiş değil mi? Benim gezginliğim seyahatim bu. Bunları keşfetmeyi seviyorum.

      “Benim için her gezi yeni bir kurgu. Defalarca gittiğim şehri başka gözlerle geziyorum.”

      Gezip gördüğünüz yerlerden biriktirdiğiniz hikâyelerin izlerini şiirlerinizde, kitaplarınızda ve sahne performanslarınızda görüyoruz. Gezginlik ve yaratıcılık arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendirirsiniz? Gezmenin de bir sanatı vardır diyebilir miyiz?

      Kesinlikle vardır. Benim peşinde olduğum o. Benim için her gezi, gittiğim her yer aslında yeni yazdığım bir kitap gibidir, kurduğum bir müze gibidir ya da bir sahne oyunum gibidir. Bir bina ya da bir sahne ya da bir defter. İçini neyle dolduruyoruz? Kurguyla. Zaten sanatçı kurgular. Benim için her gezi yeni bir kurgu. Defalarca gittiğim şehri başka gözlerle geziyorum. Daha dün Amsterdam’daydım. Bambaşka bir Amsterdam gezdim ben biliyor musun? Belki 40 defa gittim; ama bu gittiğim hiçbirine benzemedi.

      “Bu bir performans, bir happening…”

      SeturSelect ile “Sunay Akın ile Paris Sokaklarında” isimli tura çıkıyorsunuz. Yol arkadaşlarınızı edebiyat odaklı bir Paris-İstanbul macerası bekliyor. Bu tur fikri nasıl doğdu, içeriği nasıl şekillendi?

      Setur’la benim zaten çok yakın ilişkilerim var; arkadaşlarım, dostlarım var. Vize konusundan tut da gittiğim yerde yolculuk, konaklama konularında bana sağladıkları kolaylıklar var. O dostlarla, arkadaşlarla konuşurken böyle bir fikir gelişti. Bana bu konuda çok teklifler geliyordu, çok teşekkür ediyorum. Hepsi benim için çok değerli. Ama işte yakın ilişkide olduğumuz için, arkadaşlık ilişkilerimiz olduğu için ve de Setur’la beraber dünyada pek çok yere gittiğim için kendiliğinden oldu. Yeşim kardeşim öyle bir fikir ortaya attı. Niye seni dünyayla, insanlarla buluşturmayalım? Benim zaten gittiğim her yerde gördüğüm insanlar tesadüfen yanıma geliyorlar, benden bunu istiyorlar. “Sunay Akın ne dersiniz, ne yapalım? 2 günümüz var nereye gidelim?” Benle gezmek istiyorlar aslında biliyor musunuz? “Kaç gün daha buradasınız?” 3 gün daha desem “Beraber gezelim” diyecekler. Çok güzel bir duygu. İşte bunu neden daha programlı daha düzgün daha hakkıyla yapmayalım dedik ve böyle bir düşünce ortaya çıktı. Bambaşka bir Paris. Nasıl bir Paris biliyor musun? Ben de bilmiyorum. Heyecan içindeyim. Çünkü ben de bütün bilgi birikimimle yeni bir keşif için gidiyorum oraya. Ben rehber değilim öyle bir marifetim yok. O ayrı bir uzmanlık. Ama ben her gittiğimde kendi çıtamı daha yükseltmek, yeni, farklı şeyler keşfetmek istiyorum. O esnada turda birlikte olduğumuz insanlar buna tanıklık edecekler. Birlikte oluşturacağız daha doğrusu. Aslında onlar beni gezdirecek. Onların katacakları, onların bakış açıları, yeni pencereler… Bu bir performans, bir happening… Birlikte oluşturacağız orayı. Ama tabii öyküler olacak. Örneğin ne bileyim, Cemal Süreya’nın Eiffel Kulesi’ni korse takmış A harfine benzettiği şiiri nasıl yazdığının öyküsü. Muhsin Ertuğrul. Ya da Nazım Hikmet’in Vera’yla çok sevdiği ağaç. O Saman Sarısı şiirinde sözünü ettiği kestane ağacını bulamadım; ama Vera’yla yanında fotoğraf çektirdiği ağacı buldum, hâlâ duruyor. Sır… Sonra Vincent van Gogh. Sonra Ahmet Vefik Paşa’nın Paris’te büyükelçiyken dönemin Fransız İmparatoru Napolyon’un aynısını yaptırttığı at arabasının öyküsü. Onunla geziyor, herkes onu Napolyon diye selamlıyor. Bunu neden yapıyor? Sonra Andre Chenier. Fransız Devrimi’nde giyotinde kafası kesilen şair. İstanbul doğumludur. Andre Chenier’nin başı Paris’te, göbeği İstanbul’da kesildi. Düşünsene Concorde Meydanı’nda bu öyküyle, bu bilgiyle gezeceğiz. Ben zaten öyle dolaşıyorum. Şimdi bunu hep beraber katılımcılarla birlikte ben de onlardan etkilenerek yapacağız.

      Yazılı ilk aşk şiirinin yazıldığı topraklardan “aşk şehri” Paris’e gidiyorsunuz. İstanbul-Paris-Edebiyat ilişkisini nasıl değerlendirirsiniz?

      Müthiş. Bizim edebiyatçılarımızın dünyada en çok etkilendiği kent Paris. O kadar çok ki etkilenen. Yani sadece edebiyat demeyelim. Osman Hamdi’nin Parisi de var. Fikret Mualla’nın, Attila İlhan’ın, Salah Birsel’in, Melih Cevdet Anday’ın, Abidin Dino’nun, Muhsin Ertuğrul’un, tiyatrocularımızın Parisi var. Paris dediğin İstanbul’un bir semti gibi sanki ya da İstanbul Paris’te bir semt gibi sanki. Orhan Veli de bizle olacak. Ama Orhan Veli Paris’e hiç gitmemiş biliyor musun? Fakat Paris’te hangi sokağın hangi sokakla birleştiğine, köşesindeki kafenin adına kadar bilirmiş. Daha çok sürpriz var söylemeyeyim. Asidi kaçmış gazoz içilmez. Söylemeyeceğim.

      “Küçük Prens’i yazan Exupery’nin imzalı fotoğrafı. St. Germain’de bir sahafta duruyor ve onu gördüm ben.”

      Paris’in sizde uyandırdığı his nedir, siz aşkı hangi şehirle bağdaştırırsınız?

      Her şehir. Aşkın birebir şehri şudur desem yanılmış olurum. Ama tabii akla gelen gerçekten Paris. Bu da aslında oradaki sanatçıların aşkı. Daha doğrusu aşklarını sanat eserlerine taşıyan sanatçılar sayesinde Paris böyle algılanıyor. Antikacıları, sahaflarıyla, sanata konu olan ilham olan mekânlarıyla çok besleyici çok ilham verici bir kent. Benim gidişim 50’yi aştı. Ama her gittiğimde ilk kez gidişin heyecanını yaşıyorum ve giderek bir tutkuya dönüşüyor. İlk görünüşü hatta kitsch bile algılanabilir. Onun arkasında büyük bir derinlik var. Sanat diye bir şey varsa dünyada, bunun başkenti bence Paris. O antika pazarından tutun da St. Germain’deki sahafların raflarındaki o ilginç keşiflere kadar. Ne buldum biliyor musun St. Germain’de bir sahafta? Bir adam, bir uçağın önünde durmuş, fotoğraf çektirmiş ve imzalamış. Küçük Prens’i yazan Exupery’nin imzalı fotoğrafı. Bir sahafta duruyor ve onu gördüm ben. Sonra başka bir sahafta 1800’lü yıllarda Viyana Kuşatması için yapılan masa oyunu, boardgame. Monopoly gibi oyunu yapılmış. Bunu sana Paris sunuyor. Şaşırtıyor insanı, sürprizlerle dolu.

      “Gezmek ve okumak aslında iki ayrı kutup değil.”

      Söyleşimizi klasikleşen sorumuzla bitirelim. Çok gezen mi bilir çok okuyan mı?

      Güzel. Bu sorunun yanıtı bende şöyle; gezerken kitap okuyan ikisinden de daha çok bilir. Gezmek ve okumak aslında iki ayrı kutup değil, bir arada yapılması gereken şeyler. Her kitap okuru gezgindir. Gerçek gezginler de kitap okurlarıdır.

      Bir de kimse kusura bakmasın; ama şu ara yemek kültürü çok öne çıktı. Yahu ben acıkınca yerim. Bir yere yemek için gitmem. Ama tabii gurme seyahati ayrı; işin içine oranın tarımı, ürünleri, yemek, mutfak kültürü giriyor. Bu güzel bir şeydir. Fakat benim gezginlik amacım değil. Keşfetmek, o ayrı bir şey. Her kentin sırları vardır. Örneğin Musée d’Orsay’ın üst katındaki kafede oturmak… Orada kocaman bir saat var, gar saati. Onun zembereklerinin, çarklarının altında oturmak… Apayrı bir duygu. Orada anlatacağım çok şey var.

      Yani elinde kitapla gezen, asıl bilen odur bence.

      Makaleyi beğenebilmeniz için tarafınıza iletilen aktivasyon mailini onaylamanız gerekmekte.

      Kapat

      Bu özelliği kullanabilmeniz için üye olmanız veya giriş yapmanız gerekmektedir.

      Üye Ol Giriş Yap Kapat

      Bu özelliği kullanabilmeniz için üyeliğinizi aktive etmelesiniz.

      Kapat

      Yorumlar (0)

      Yorum Yap

      Bu Sitede, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Tamam