Hoş geldiniz!

Dün bilmedikleriniz için
artık Seturday’desiniz!

Trendy, Gurme, Adventurist ve
daha fazlası. Kategorinizi
seçin, rotanızı belirleyin!

arrow1

Gezilerini sizler için
kaleme aldılar.

arrow2

Merak uyandıran ve arzulanan
rotalar, elbette çok okunurlar!

arrow3

Merak ettiklerinizi deneyimleyenlere,
bir bilene sorun.

arrow4

Nereleri görmek istersiniz?
Siz Bucket List’inizi hazırlayın,
tur bilgileri bizden.

arrow3
Yazı Gönder

Sen de Seturday yazarı ol,
yayınlanan her yazı için 150 TL kazan!

Puan Kazan

Seturday’in aktif üyelerinden biri ol,
hem dünyayı keşfet hem de puan topla,
topladığın puanlarla hediye
kazanma şansını yakala!

Gittiğim Yerler

Listenizde bu şehir bulunuyor...
Tekrar ekleyemezsiniz!!

Gittiğiniz yerleri seçerek diğer gezginlerle tecrübelerinizi paylaşabilirsiniz.

    Hesabım sayfasından daha sonra gittiğiniz yerlere ekleme yapabilirsiniz! Keyifli keşifler!

    İleri

    İlgi Alanlarım

    YEMEK

    SANAT

    TARİH

    ALIŞVERİŞ

    DOĞA

    İŞ

    KEŞİF

    KÜLTÜR

    Seyahat amacınızı işaretleyin, diğer kullanıcılarla deneyimlerinizi paylaşın!

    Bucket List oluşturabilmeniz için üye olmanız veya giriş yapmanız gerekmektedir.

    Üye Ol Giriş Yap Kapat

    Bucket List Oluşturun

    Gitmediğiniz ama gitmeyi çok istediğiniz şehirler sizi bekliyor! Tek yapmanız gereken bu şehirleri seçmek ve “gitmeye hazırım” demek. Biz de gitmeyi hayal ettiğiniz şehirlere ait turlarla ilgili size bilgi verelim.

    Listenizde bu şehir bulunuyor...
    Tekrar ekleyemezsiniz!!

      Bir Bilene Sor

      Gideceğiniz şehri yazın, o şehri daha önce gezen ve iyi bilen kullanıcılardan tavsiyeler alın.
      • Bir Bilene Sor
      • Bucket List
      • Yazar Ol Giriş Yap

      Prof. Dr. Zafer Toprak: İstanbul’da Deniz Sefası’nın Hikâyesini Anlatıyor

      İstanbul’un deniz ile olan ilişkisinin geçmişini ve bugününü Deniz Sefası Sergisi Küratörü Prof. Dr. Zafer Toprak’tan dinledik.

      “Özellikle devlet başkanlarımızın denizle olan ilişkisini kurgulama çabasındaydık çünkü bu insanların deniz kültürü konusunda öncü işlevi oldu.”

      Serginin ortaya çıkış hikâyesinden biraz bahsedebilir misiniz? Fikir nasıl ortaya çıktı, ne kadar bir zamanda sergiyi tamamladınız?

      Bu sergi Pera Müzesi’nin ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün (İAE) ortak ürünü. İAE’nin geniş bir fotoğraf arşivi, bir birikimi var. Benimle temasa geçtiler. Eski bir küratör olarak benim de deniz konusunda fotoğraflarım vardı, konuyla ilgili literatürü biliyordum. Denizle ve deniz sağlığıyla ilgili Osmanlı döneminden kalma bir dizi kitabım vardı. Tüm bunları harmanlayarak sergiyi tasarladık. Ama tabi sergi birçok malzemeyi ele alıyor. Her şeyden evvel görseli mümkün olduğu kadar genişletmeye çalıştık. Bir dizi efemera gerekliydi. Özel arşivlere gidip doğrudan denizle ilgili ve kullanabileceğimiz malzemeleri topladık. İnönü vakfı bize çok yardımcı oldu. Özellikle devlet başkanlarımızın denizle olan ilişkisini kurgulama çabasındaydık çünkü bu insanların deniz kültürü konusunda öncü işlevi oldu. Bütün bunlar bir araya getirilerek sergi 6 ay gibi çok kısa bir sürede gerçekleştirildi. Yaza daha girmeden sergi hazır olsun istedik. Nitekim Nisan ayında sergiyi açma fırsatımız oldu. O tarihten itibaren bildiğiniz gibi Ağustos’un sonuna kadar sergi açık kalacak.

      “Türkiye’de cumhuriyetin inşa sürecinde denizin ne kadar önemli bir işlev gördüğünü gündeme getirmeye çalışıyoruz.”

      Sergide 1870’lerden 20.yüzyıl ortalarına plaj kavramının dönüşümünü çeşitli materyaller aracılığıyla inceleme fırsatı buluyoruz. İstanbulluların denizle olan ilişkileri deniz hamamlarına dayanıyor. Deniz hamamı etkinliğinin özellikleri nelerdir, dönemin İstanbullularında nasıl bir karşılığı olmuştur?

      Bu sergide biz denizi metaforik olarak kullanıyoruz. Deniz, son kertede bizim için özgürlüğü simgeliyor. Türkiye’de cumhuriyetin inşa sürecinde denizin ne kadar önemli bir işlev gördüğünü gündeme getirmeye çalışıyoruz. Osmanlı’da denizle olan ilişkiler epey mesafeli. İnsanlarımız denizin içinde değil üzerinde olmayı tercih etmişler. Dere ya da deniz kenarlarına mesire olarak bakmışız. Mesireden sayfiyeye geçiş ise cumhuriyetle birlikte gündeme geliyor. Başlangıçta deniz hamamlarından önceki dönemi de irdelemeye çalıştık. Gravürlere gittik ve şunu gördük: Osmanlı’da denize giren insanın resmi yok gibi bir şey. Yalnızca 3-4 tane gravür bulabildik ve bir kısmını sergiliyoruz. ‘Acaba denize girmek yasak mıydı?’ diye sorguladık, araştırdık, böyle bir yasak yok, ama gelenekler insanları mesafeli tutmuş. Deniz hamamlarını ihtas etmemiz batıya öykünmenin bir sonucu. Bizden 10-20 yıl önce batıda deniz birdenbire rağbet görüyor. 19. yüzyılın son çeyreğinde deniz hamamlarını ihtas etmeye başlıyoruz. İki türlü deniz hamamı var; hususi ve umumi hamamlar. Başlangıçta özellikle yalıların bulunduğu yörelerde denize bir tür iskeleyle uzatılan ve dört tarafı ahşap deniz hamamları ihtas ediyoruz. Bu hamamlara yüzmek için değil, biraz serinlemek için gidiliyor. Dolayısıyla yüzme olayı yok deniz hamamlarında. 1920’lere kadar böyle devam ediyor. O dönem hekimlerimiz denizle ilgili bir dizi risale çıkartıyor. Denize girmenin ne kadar ‘sakıncalı’ olduğunu söylüyorlar. Özendirmekten çok caydıran risaleler bunlar. Kısacası bu tarihlerde kendimizi karada çok daha güvencede hissetmişiz, deniz risk faktörü içermiş. Denizi keşfedişimizde Rus göçmenlerin çok önemli bir rolü oluyor. Devrimi sonrası yurtlarını terk etmek zorunda olan beyaz Ruslar yığınsal olarak Türkiye’ye göç edip kıyılara yerleştiriliyorlar. Florya, Tuzla, Gelibolu sahilleri… Denize girmeye başlıyorlar ve İstanbul halkı şaşıp kalıyor insanların kendilerini denize atmalarına. Florya ünleniyor o tarihlerde. Bunda Gazi Mustafa Kemal’in büyük bir etkisi var. Gazi, burada 1935 yılında Florya Deniz Köşkü’nü yaptırıyor ve her yaz devleti oradan yönetiyor. Buranın halka açık bir plaj haline gelmesini istiyor ve Florya Plajı açılıyor. Atatürk halkla birlikte denize giriyor. Bu o dönemki rejimin ne kadar halkçı olduğunu da gösteren faktörlerden biridir.

      “Gazi Mustafa Kemal Atatürk denizi bir çağdaşlaşma unsuru olarak görüyor. ‘Denize inmek medeniyetin şiarıdır’ diyor.”

      İnsanların denize girmeye başlaması, deniz hamamlarından plajlara geçiş nasıl oldu. Bahsedebilir misiniz?

      Daha önce deniz ve su kenarlarındaki mesire yerlerinden söz ediyorduk. Fakat 19. yüzyılın sonlarına doğru bugün Moda Deniz Kulübü dediğimiz mevkide İngilizlerin kurduğu yelken ağırlıklı bir kulüp oluştu. Yabancıların yoğun olduğu Büyükada’da yelken vasıtasıyla denizle temas söz konusuydu. Kürek, yelken yüzmeden önce geldi. Yüzmeyi biz 1920’lerde daha çok önemsedik. Boğaz’da, Anadolu yakasıyla Adalar arasında yüzme yarışmaları düzenlemeye başladık. Zaten İstanbul sekenesinin yüzme bilen kısmı çok azdı. Yüzmeyi bilmek, öğrenmek belirli bir birikim gerektiriyordu. Bu o tarihlerde deniz okullarında mümkündü. Bizim birçok gemicimiz, balıkçımız bugün bile yüzme bilmez. Kısacası deniz hamamlarından sonra deniz kulüplerinin ağırlıklı olduğu bir evre var. Atatürk, Moda’ya bir ziyaretinde Fenerbahçe koyunu görüp oraya deniz kulüplerinin açılmasını önermiş. Tüm o yöre bugün bile hâlâ Fenerbahçe, Galatasaray vb. deniz kulüplerimizin etkin olduğu mevkiler.

      Denizle olan ilişkimiz aynı zamanda modernleşme süreciyle de bağlantılı. Atatürk’ün ve diğer devlet adamlarının deniz kültürünün yükselmesinde kilit rol oynadığı söylüyorsunuz. Detaylandırabilir misiniz?

      Gazi Mustafa Kemal Atatürk denizi bir çağdaşlaşma unsuru olarak görüyor. ‘Denize inmek medeniyetin şiarıdır’ diyor. Nitekim Atatürk denizi özellikle Florya’yı çok yoğun kullanıyordu. Daha önce de mesela Suadiye Plajı’na misafirlerini, devlet adamlarını götürüyordu. 8. Edward gibi kişileri denizde ağırladı. Atatürk’ün kendisi de deniz tutkunuydu. Ertuğrul yatı, Savaronası… Değişik plajlara gidiyordu. Orada halkla temasa geçiyordu. Bu bağlamda Atatürk’ün Türkiye’nin imajını oluşturmak için denizi kullandığını söyleyebiliriz. Keza İnönü de öyleydi, ama onun asıl mekânı Heybeliada’da Sadık Bey Plajı’ydı. Benim çocukluğum Heybeliada’da geçti. Sadık Bey Plajı’nı çok iyi hatırlıyorum ve İnönü’nün oraya gelip çivileme yapması anılarımda çok taze. Sergiyi oluştururken yardımcı arkadaşlarıma İnönü’nün çivileme yaparkenki resmini muhakkak bulmamız ve sergiye koymamız gerekir demiştim. Nitekim İnönü vakfı eksik olmasın bu konuda yardımcı oldu ve onu da sergiliyoruz. İnönü her yaz maaile Heybeliada’ya, Sadık Bey Plajı’na gelirdi. Askılı bir mayosu vardı. Denize çivileme atlayıp girerdi ve sonra kum banyosu yapardı. İnönü’nün gelişi ada için büyük bir şenlikti. Ayrıca Atatürk 1 Temmuz Kabotaj Bayramı’nda da denizi yoğun bir şekilde değerlendirirdi. Özellikle bu bayramlarda Moda’da yüzme, yelken, kürek yarışmaları yapılırdı. Gazi bilfiil bunları izlerdi, ödüller dağıtırdı. Rumeli ve Anadolu Kavağı’nda kürekle çekilen deniz kurtarma araçlarının, kanca burun dediğimiz balıkçı kayıklarının yarışmaları olurdu. Bir şenlik alanıydı.

      “Eskiden sergi yaptığımızda biz kendi başımıza kalırdık. Ne bulursak onunla sergiyi oluşturma çabasında olurduk. Burada tabi yerleşmiş bir gelenek, Pera Müzesi’nin çok önemli birikimi var.”

      Sergi dönemi tüm ayrıntılarıyla anlatıyor. Bugünden baktığımızda bugünün İstanbul’una ve İstanbullusuna serginin söyleyeceği neler var?

      Tevazuyu bir kenara bırakıyorum, bu sergi son derece başarılı bir sergi oldu. Neredeyse 40 yıla yakındır bu işin içindeyim. Benim en başarılı sergilerimden biri. Bunu da büyük ölçüde gerideki ekibe, gerek Pera’nın gerek İAE’nin ekibine borçluyum. Başından beri her türlü gereksinimi çok önceden belirlediler ve istediğimiz her türlü malzemeye ulaştılar. Bu çok önemli. Eskiden sergi yaptığımızda biz kendi başımıza kalırdık. Ne bulursak onunla sergiyi oluşturma çabasında olurduk. Burada tabi yerleşmiş bir gelenek, Pera Müzesi’nin çok önemli birikimi var. Çok iyi sergi tasarımcılarıyla çalışıyorlar. Birlikte çalıştığımız proje yöneticilerinin, bu işin başında olan Özat Bey’in çok önemli katkıları var. Sergi aslında iki mekânda. Genellikle Pera’ya geliyor izleyiciler. Bir de İAE’nin giriş katı var. Orada denizle ilgili filmlerin kesitlerini vermeye çalıştık. Denizin önemini, Türkiye film endüstrisinde denizin hangi amaçlarla kullanıldığını gösterme çabasında olduk. Plajlarda güzellik müsabakaları yapılırdı. Onu İsmail Dümbüllü’nün üslubuyla izleme olanağı buluyoruz filmlerde. En görkemli plajımız Süreyya plajıydı, denizin ortasında bir mabedimiz vardı, bakireler mabedi. Şimdi denizi doldurduğumuz için bu mabedin çatısı karada bir yerde.

      Denizle ilgili dokümantasyon çalışmamız var. Bu alanla ilişkili dergileri, kitapları sergileme olanağı buluyoruz. Kendi koleksiyonumdan resimler, dergi kapakları koyduk. Bunların ressamı Halikarnas Balıkçısı’dır. Birçok özel koleksiyonerden de denizle ilgili yağlı boya resimler sergiliyoruz.

      Sergi çok iyi yankı aldı. Bu büyük ölçüde buradaki PR çalışmalarıyla bağlantılı. Mesela, Toplumsal Tarih dergisinin kapağı oldu. Yakında çıkacak olan Boğaziçi Mezunlar Derneği’nin Boğaziçi Dergisi’nin de kapağı oluyor. Birçok dergide, gazetede sergiyle ilgili yazılar yer aldı. Burada açılan sergiler içinde en fazla yankı uyandıran sergilerden biri oldu. Konusu da insanlara ilginç geldi. Hepimizin deniz anıları vardır. Eski İstanbul plajlarını merak ediyor olabiliriz. Nitekim burası sırf yerli halkın değil yabancıların da bolca ziyaret ettiği bir sergi haline dönüştü.

      “Plajlar bir ölçüde bu tesettüre de meydan okuyan mekânlara dönüştü.”

      Plaj serüveninde kadınların konumunu biraz değerlendirmenizi isteyeceğim. Mayo önemli bir kriter. Kadınların ne giydiği de bunun kilit noktalarından bir tanesi.

      Türkiye büyük ölçüde şer’î normların hâkim Osmanlı dönemini yaşadı. Kadınlarımız kapalıydı. Plajlar bir ölçüde bu tesettüre de meydan okuyan mekânlara dönüştü. Deniz hamamlarında kadınlarımız elbiseyle denize giriyorlardı. Erkeklerimizin deniz donu dedikleri bir tür mayoları vardı veya peştamalla denize giriyorlardı. Erkekler ayrı, kadınlar ayrı hamama sahipti. Plajlarla birlikte bun son buldu. Atatürk’ün deniz hamamlarının birleştirilmesi konusunda direktifleri olduğunu biliyoruz. Türkiye’de kadının özgürleşmesi sürecinde plajların önemli bir rol oynadığını söyleyebilirim. Sergide de görebileceğiniz gibi 1920’lerden itibaren kadınlar ve erkeklerin plajda mayo giymeye başladıklarını, ortak mekânları paylaştıklarını görüyoruz. Ayrı gayrı anlayışı 1920’lerden sonra son buluyor. Bu cumhuriyetin getirdiği laiklik anlayışının sonucudur. Elbiseden kurtulup mayoyla denize girilmesi Türkiye’de laikliğin simgesel anlamda önemli bir göstergesidir.

      “Denize giremesek bile denize yakın olmak bizleri tatmin ediyor.”

      Serginin sonunda da deniz kültürünü kaybolan bir değer olarak nitelendirdiğimizde sizce bu değeri yeniden kazanabilmek mümkün mü? Neler yapılabilir bu değeri yeniden kazanabilmek için?

      Tabii İstanbul’da yaşayıp denizi görmemiş çok insanımız, gencimiz, çocuğumuz var. Biz İstanbul’da denize hasretiz. Bunun en somut kanıtı ise hafta sonları. İnsanlarımız denize ulaşmak için büyük gayret serf ediyorlar. Hafta sonları Ada vapurlarına baktığınızda yoğunluğu görüyorsunuz. Denize giremesek bile denize yakın olmak bizleri tatmin ediyor. Denize bakan mekânlar sürekli cezbedici oluyor. İstanbul’da gayrimenkul edinecekseniz denize nazır olması demek daireye verdiğiniz para kadarını bir de deniz için ödemeniz demek. Eskiden insanlar çekinirdi. Örneğin annem emekli olduğu vakit gayrimenkul almak gerekiyordu. Boğaz’da bir evi çok rahatlıkla satın alabilirdik; ama boğaz iklimi sert olur diye Kadıköy’de bir ev aldılar. Değer olarak şu an aradaki fark en azından bire on.

      Dergimizin klasikleşen sorusunu soralım istiyoruz. Sizce çok gezen mi bilir çok okuyan?

      Çok okuyan. Bir akademisyene sorarsanız bunun cevabı çok okuyandır.

      Makaleyi beğenebilmeniz için tarafınıza iletilen aktivasyon mailini onaylamanız gerekmekte.

      Kapat

      Bu özelliği kullanabilmeniz için üye olmanız veya giriş yapmanız gerekmektedir.

      Üye Ol Giriş Yap Kapat

      Bu özelliği kullanabilmeniz için üyeliğinizi aktive etmelesiniz.

      Kapat

      Yorumlar (0)

      Yorum Yap

      Bu Sitede, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Tamam