Hoş geldiniz!

Dün bilmedikleriniz için
artık Seturday’desiniz!

Trendy, Gurme, Adventurist ve
daha fazlası. Kategorinizi
seçin, rotanızı belirleyin!

arrow1

Gezilerini sizler için
kaleme aldılar.

arrow2

Merak uyandıran ve arzulanan
rotalar, elbette çok okunurlar!

arrow3

Merak ettiklerinizi deneyimleyenlere,
bir bilene sorun.

arrow4

Nereleri görmek istersiniz?
Siz Bucket List’inizi hazırlayın,
tur bilgileri bizden.

Gittiğim Yerler

Listenizde bu şehir bulunuyor...
Tekrar ekleyemezsiniz!!

Gittiğiniz yerleri seçerek diğer gezginlerle tecrübelerinizi paylaşabilirsiniz.

    Hesabım sayfasından daha sonra gittiğiniz yerlere ekleme yapabilirsiniz! Keyifli keşifler!

    İleri

    İlgi Alanlarım

    YEMEK

    SANAT

    TARİH

    ALIŞVERİŞ

    DOĞA

    İŞ

    KEŞİF

    KÜLTÜR

    Seyahat amacınızı işaretleyin, diğer kullanıcılarla deneyimlerinizi paylaşın!

    Bucket List oluşturabilmeniz için üye olmanız veya giriş yapmanız gerekmektedir.

    Üye Ol Giriş Yap Kapat

    Bucket List Oluşturun

    Gitmediğiniz ama gitmeyi çok istediğiniz şehirler sizi bekliyor! Tek yapmanız gereken bu şehirleri seçmek ve “gitmeye hazırım” demek. Biz de gitmeyi hayal ettiğiniz şehirlere ait turlarla ilgili size bilgi verelim.

    Listenizde bu şehir bulunuyor...
    Tekrar ekleyemezsiniz!!

      Bucket List kaydınız başarıyla gerçekleşti. Müşteri hizmetlerimiz size en yakın zamanda ulaşacaktır.

      Bir Bilene Sor

      Gideceğiniz şehri yazın, o şehri daha önce gezen ve iyi bilen kullanıcılardan tavsiyeler alın.
      • Bir Bilene Sor
      • Bucket List
      • Giriş Yap

      Günseli Kato: Japonya'yı Bir de Ondan Dinleyin

      "Japon kültürünün her şeyinden etkileniyorsunuz. Turist olarak gitseniz bile sizi sarsar Japon kültürü, yaşamı, insanı."

      Biraz çocukluğunuzla başlamak isteriz. Çocukluğunuz nasıldı, ne kadar sanatla resimle iç içeydiniz?

      Çocukluğumdan çok güzel anekdotlar var. Annem şu anda 87 yaşında, biz üç kız kardeşiz. Üç kız kardeş de resim yaptı evde. Annemin kız sanat okulu mezunu olması bunda önemli bir rol oynadı. Kız sanat okulları dönemin güçlü eğitim kurumlarıydı. Resim yaparlar, yemek yaparlar, dikiş dikerler, minyatür yaparlar, tarih okurlar. Böyle bir kültürün içinde büyümüş bir anne doğal olarak resme çok meraklı. Üç kız kardeşin eline fırça, defter ve boya veriyor. Fırça diyorum bakın. Kurşun kalem yahut boyalı kalem değil. Sulu boya… Bu çok önemlidir. O sulu boyayla haşır neşir olmak. Çizmeden resim yapmak… Çocuklukta ne yaşarsanız ileriki hayatınızda da onun izlerini görüyorsunuz. Çocukluğum güzel geçti.

      “Beni bana tanıtan bu sergiye müteşekkirim ve hayatım değişiyor bundan sonra.”

      Prof. Süheyl Ünver ile tanışmanızı “hayatımın akışını değiştiren bir tanışma” şeklinde yorumluyorsunuz. Süheyl Ünver gerçekten de yeni nesiller tarafından pek bilinmiyor. Hayatınızı etkilediğini biliyoruz, neler değişti hayatınızda?

      Türkiye’de tıp tarihi üzerine çalışmış ve Cerrahpaşa Tıp Tarihi Enstitüsü'nü kurmuş bir zat-ı muhterem. Tam bir İstanbul beyefendisi. Fenerbahçe’de yaşayan, ailesinde hattatlar olan, kendisi de geleneksel sanata ve bu Türkiye’nin değerlerine değer veren, araştıran, dünya kütüphanelerinde çalışmış bir kişi. 17 yaşındayım. İstanbul’da öyle fazla galeriler yoktu. İlk açılan galeriler de sanat eserlerini sergileyen Yapı Kredi Bankası. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enstitüsü'nde Süheyl Hoca haftada bir gün sohbetler yaparmış ve geleneksel sanatlar üzerine de ders verirmiş. Dönemin edebiyatçıları, tarihçileri, tıpçıları, doktorları herkes burada. Sohbetler yapılıyor, tarih anlatılıyor resim de yapıyorlar. Kabiliyetli ya da kabiliyetsiz ama hoca bir şeyler öğretiyor. Süheyl Hoca’nın ekibi mezar taşlarını doğudan batıya incelemiş, onların üzerinde olan o kabartma rölyefleri almışlar ve onları resme döndürüp sergilemişler. Ben bunu gördüm ve ağlamaya başladım. Orada kocaman bir defter açılmıştı “Beni bana tanıtan bu sergiye müteşekkirim ve hayatım değişiyor bundan sonra” diye yazmışım. İşte bu şekilde hayatım Süheyl Ünver’le buluştu.

      “Siz mucizelere inanır mısınız? Mucizeler yaşıyoruz ama farkında değiliz.”

      “Resimlerimi alıyorum ve kendimi hiç bilmediğim, yokluklar ülkesinden yeni çağa açılmış, zenginliğin ötesinde bir ülkenin havaalanında buluyorum.”

      Sonrasında bir Japonya maceranız oluyor. Japonya’ya gitmeye nasıl karar veriyorsunuz? İlk etapta yaşadığınız kültür şokunun içeriği neydi, boyutları ne oldu, aklınızda kalanlar neler?

      Süheyl Hoca’yla buluşmamı bir mucize olarak addediyorum. Hocamın imkânlarıyla ilk kez Topkapı Sarayı Müzesi’nde bir geleneksel sanatlar bölümü açıldı. Ben çok gencim, daha öğrenciyim ve devamlı çalışıyorum. Hoca bir tane ödev veriyor ben yüz tane yapıyorum. Benim ismim “Kültür Bakanlığı’nda görev alması isteniyor” diyerek not alınmış. Ve ben Kültür Bakanlığı’nın bir görevlisi olarak Topkapı Sarayı’nda görev yapmaya başladım. Bu insanı o kadar yücelten ve şevk veren bir şey ki bunlar da mucize. Ve o arada Japonya’dan 1980 senesinde Orta Doğu ülkelerini araştırmak için gelen çeşitli akademisyenler buralarda gezinmeye başlıyorlar. Topkapı Sarayı’nın bütün koleksiyonunun bir kitabını yapan Banri Nanikawa diye bir adamla tanıştım. Bir hayranlık bir hayranlık. Ve akabinde burs için bir vakıf sahibi Türkiye’de araştırma yapıyor. Genç, İngilizce bilen, geleneksel sanatlara hâkim bir genç öğrenci isteniyor Japonya’ya. Üniversite okuması için, araştırma yapması için. Arıyorlar, arıyorlar. Anadolu’ya çıkıyorlar fakat öyle birini bulamıyorlar. Ve Topkapı Sarayı’nda beni buluyorlar. Mucizeye inanıyor musunuz şimdi? Benimle tanışıyorlar. Babama sormadan ben kabul ediyorum. Resimlerimi alıyorum ve kendimi hiç bilmediğim, yokluklar ülkesinden yeni çağa açılmış, zenginliğin ötesinde bir ülkenin havaalanında buluyorum. İşte o kültür şoku. Şimdi bunu kimse anlayamaz. Çünkü sosyal medyayla bütün dünyayı geziyoruz. Havaalanına indiğimiz zaman dedim ki "Ben geldim, burada yaşayacağım ve adapte olacağım." Türklerin de böyle bir şeyi vardır. Her gittikleri ortama da ayak uydururlar. Genetik kodlarımızda var bu bizim. Japonca bilmiyorum. Herkes aynı. Herkes birbirinin tıpkısı. O zaman yabancılar da yok henüz Japonya’da. Ben de devletin en ünlü üniversitesi Tokyo Güzel Sanatlar’da okumak istiyorum. Dünyada İpek Yolu üzerine çalışmış ilk profesör ve aynı zamanda benim profesörüm. Hirayama Ikuo’yla çalışmak istedim, kabul edilmedim. 3 ay üniversiteye gittim geldim. Dekanın, rektörün kapısında ağladım zırladım. Sonra dediler ki "Biz senatoyu topluyoruz, çok özel bir şey yapacağız, seni bu okula alacağız.” Ve 3 ay sonra ben o okula girdim. İşte hayatımın ikinci dönemi başladı. Tokyo Üniversitesi’nden çok önemli profesörlerle tanıştım. İslam seramiği üzerine büyük araştırmalar yapmış ünlü profesör Takuo Kato. Sonra da bu profesörün gelini oldum, hayatımın üçüncü bölümü de böyle başladı. Ülkemizde tek tük İslam eserleri varken adamın müzesinde binlerce eser var. Nasıl oluyor bu? Meğerse bu zat-ı muhterem İran’da toprak altı kazılarını ilk yapan Şah dön emi Japonlarındanmış. Benim hocam olan Kato bütün eserlerini gemiye koymuş, Japonya’ya getirmiş ve koca bir müze açmış. Neler yaşanıyor dünyada da bizim haberimiz yok. Hem İslam kültürünü biliyor adam hem Japon kültürüne vakıf. Ve ben ondan ders alacağım. Yani bunlar olağanüstü şeyler. Herkese de nasip olmaz. Şükrediyorum.

      “Zen kültürü de insan olmanın ve Tanrı’ya yaklaşmanın bir metodu. Tasavvuf da insan-ı kamil olmak için yaşanan ritüeller. Tasavvuf aşkını tadabilmek için önce insanı öğrenmek gerek.”

      Eserlerinizde genellikle farklı kültürlerden besleniyorsunuz. Akla ilk gelenler de tasavvuf kültürü ile Zen kültürü. Hangi açıdan tasavvuf ve Zen birleşiyor, hangi noktalarda ayrılıyorlar?

      Bilinçli olarak cevap vermeye kalkarsam bu birazcık akademisyenlerin cevap vermesi gereken türde bir soru, ki bu fazla ilgi çekici olmayabilir. Ben yaşanmışlık ve tecrübelerime dayanarak, 6. hissinizle doğaçlama yaparak, doğal olarak hissettiklerimi resimlerime ve yaşamıma yansıtıyorum. Zen kültürü de insan olmanın ve Tanrı’ya yaklaşmanın bir metodu. Tasavvuf da insan-ı kamil olmak için yaşanan ritüeller. Tasavvuf aşkını tadabilmek için önce insanı öğrenmek gerek. Aşk, Tanrı aşkı, Allah aşkı insandan geçer ve durup dururken gelmez, vahiy olmaz. Birbirine benzer tarafları var. Tefekkür ve teslimiyet, tasavvufun çok önemli kelimeleridir. Japonlar da çok benziyor bizle. Japonlar budisttir, taoisttir, aynı zamanda hristiyan. Çünkü çok beğeniyorlar o Hristiyan ritüellerini. Biz bütün dinleri manevi olarak, emir olarak kabul ediyoruz. Onlar ise doğaçlama kabul ediyor. Çok enteresan değil mi? Japon sosyolojisini bilmek, okumak ve içselleştirmek lazım. Bizim de Asyalı olmamız nedeniyle çok derin ve içten bir köprü var.

      Japonya’da yaşadığınız bölgeyi, Japonya’nın Anadolusu olarak tanımlamışsınız. Tokyo ile mukayese ettiğiniz zaman ne gibi farklar var, ya da Anadolumuzla kıyasladığınız zaman ne gibi benzerlikler gösteriyor?

      Japonya’nın Anadolusu doğaldır. Lehçesi farklıdır. İnsanı sevimlidir. Tokyo’daki Japonun bir yabancıya bakışıyla Japonya Anadolusundaki Japonun bir yabancıya bakışı farklıdır. Daha sevimli, meraklı bakar ve sen anlıyormuşsun gibi ağır ağır Japonca konuşur seninle. Biz Türkler de öyle yaparız yabancıyla konuşurken. Sanki ağır konuşursak anlayacak zannederiz. İşte Japonya’daki Anadolu adamı, kadını da öyledir ve merak eder, öğrenmek ister. Büyükşehirlerdeki Japonların bir gurur, azameti ve kendini beğenmişliği vardır. Ama Japon taşra insanı daha natürel, daha romantik diyeyim.

      Japonya’da yaşamakla alakalı en fazla özlediğiniz şey nedir?

      Herhalde en çok özlediğim nezaket ve zarafet. Terbiyesini çok özlüyorum.

      Japon mutfağıyla aranız nasıldı peki?

      İlk gittiğim zaman bana pek iştah açıcı gelmedi o balık kokusu. Hani her ülkenin kendi içinde bir kokusu vardır ya. Türkiye’nin kokusu et, kebap, Fransa’da Paris’e gittiğiniz zaman peynir şarap kokusu burnunuza gelir. Japonya’da da havaalanına indiğiniz anda balık kokar. Daşi dedikleri palamut balığının kurutulmuş ve her yemeğe konulan, suyunu çıkartarak onun suyuyla yapıldığı yemekler çok tercih edilir. O yüzden her yer daşi kokar. Buna alışmak kolay değildi. Fakat her ülkenin içinde kendi yemeğine alışmak, yemek ve denemek çok önemli. Şu anda kızımla birlikte esas yemeğimiz de kokumuz da Japondur. Kızımın ilk ağız tadı Japon olması dolayısıyla balık kokusuna kızım parfüm kokuyormuş gibi yaklaşır. Yemeğini de çok özlüyorum, çünkü Japonların gerçek ev yemeği muhteşemdir.

      Genellikle Japon mutfağı hakkında en fazla bilinen yemekler vardır. Mesela sushi. Az bilinen hangi yemekleri tavsiye edersiniz?

      Kyoto’da çok uzun sürede pişirilen, daşi dediğimiz balığın gerçekten pahalı kısmının suyuyla yapılan sebzesi, pirinci, pilavı, balığı, eti onun lezzeti olağanüstüdür. Sushi denilince akla, mesela Japonya’da cenaze var değil mi “sushi getirtelim” yani imece usulü hemen elle yenebilecek bir şey. Oranın sandviçi gibi aslında. Ev yemeği, kaynatılarak yapılan yemekler. Japonya’nın eti, Kobe bifteğinden yapılan Shabu Shabu yemeği. Evde de yapılıyor bunlar. Balığı, eti, sebzesi içinde olan şahane yemekler. Turşusu, yumurtası, kuru balığının ızgarası ve pirincin bin çeşidi. Dünyanın en lezzetli pirinci Japonya’dadır. Bizim yediğimiz pirinç kuru alanda yetişen pirinçtir. Japon pirinci sulak arazide yapılan pirinçtir. O kadar farklı ki... Pirince hiçbir şey katmasanız da onun kokusu ve lezzeti sizi alır götürür.

      “Gençler çok iyi çalışıyor ama çok mağdurlar.”

      Türkiye’de takip ettiğiniz, beğendiğiniz yeni nesil sanatçılar var mı?

      Çok var. Gençler çok iyi çalışıyor ama çok mağdurlar tabii ki. Yeni sanat yapan, çağdaş sanat yapan, mütevazı ve kabiliyetli gençlerimiz var. Nasıl Türkiye geleneksel sanatçılara destek çıkıp akademiler açıyorsa, bu çağdaş ve dünya sanatını yapmaya çalışan gerçek misyonerlere de destek verilmesi gerektiği inancındayım.

      Bu yıl İstanbul bienali tekrar olacak. Dünya çapında ilgi uyandıran ve etrafında etkinlik de oluşturmaya başlayan bir oluşum. İstanbul’daki diğer sanat faaliyetleriyle birlikte nasıl değerlendiriyorsunuz?

      Ben çok büyük başarı olarak addediyorum. Bir avuç insan ve parmakla sayılacak galeri, o kadar az ki 80 milyonluk bir ülkede. Bunlar hiç durmadan, menfaat gözetmeksizin çok az insanla çok büyük çaba harcıyorlar. Bunlar ödüllendirilmesi, taçlandırılması ve yaşayan hazine unvanı alması gereken kişiler. Onlar da olmasa vay halimize.

      Ne kadar sıklıkla seyahat ediyorsunuz? Sizi hangi açılardan tamamlıyor ya da ilham veriyor?

      Ben çok seyahat ettim hem gençliğimde hem de Japonya’da yaşarken. Senede bir kere bir yerlere gidiyorum. “Ben şuraya da gideyim, göreyim” demiyorum artık. Mesela geçen birdenbire bir Milano, Venedik seyahati çıktı. Bir arkadaşım gidiyordu. İçimden öyle bir geldi ki oysa görmediğim yerler de değil fakat insan her seferinde daha farklı geziyor. Como Gölü'nden tutun Venedik’in bütün sokaklarına kadar. Milano, modanın merkezi. Ben de modayı ve giyinmeyi seven, aksesuardan yola çıkıp neler neler hayal edebilen biriyim. Bu İtalyan modacılar zaten bir çatlak. Sanat yapıyor adamlar. Satmak için yapmıyorlar. Gitmek istediğim yerler Nepal, Kamboçya, Hindistan. Oraları bilmiyorum. Bilmek için de bayağı uzun kalmak lazım. Turistik ziyaretlerden ziyade daha ufak bir yeri içselleştirerek yaşamayı sevenlerdenim.

      “İstanbul’u doğudan batıya, kuzeyden güneye şöyle bir gezmeye kalkın üç ay yetmez size.”

      Bir kaçış destinasyonunuz var mı?

      Benim kaçışım atölyem. İnsan neden kaçar biliyor musunuz? Kendinizden kaçarsınız. Kendinizden kaçmıyorsanız, küçücük atölye bahçesi de herhangi bir tatil beldesinden daha keyifli halde olabiliyor. Mühim olan kendinizle barışık olmanız. Benim tatil yerim İstanbul’dur. İstanbul muhteşemdir yazın. Hem denizi hem havası vardır hem de İstanbul boşalır. Anadolu Kavağı’na gidin, boğazda yemek yiyin, ayağınızı denize sarkıtın. Vapura binin, bir kayık tutun Kanlıca’dan Emirgan’a geçin. İşte tatil size. Bunu kaç kişi yapabiliyor. İstanbul’u yaşamak ayrı bir felsefe ve ayrı bir inanç ister. İbadet gibidir İstanbul’u seyahat etmek, gezmek ibadettir, ritüeldir, heyecandır. Ben öyle yaşıyorum İstanbul’u.

      Makaleyi beğenebilmeniz için tarafınıza iletilen aktivasyon mailini onaylamanız gerekmekte.

      Kapat

      Bu özelliği kullanabilmeniz için üye olmanız veya giriş yapmanız gerekmektedir.

      Üye Ol Giriş Yap Kapat

      Bu özelliği kullanabilmeniz için üyeliğinizi aktive etmelesiniz.

      Kapat

      Yorumlar (0)

      Yorum Yap

      Bu Sitede, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Tamam